Meşru olan biziz sinmeyeceğiz
Meşru olan biziz sinmeyeceğiz

Hukuken hiçbir dayanağı olmayan uygulamalarla bizleri sindirmek isteyen iktidar sinmeyeceğimizi de yanıldığını tüm açıklığıyla gördü. Elbette gençlik bu iktidarı yanıltmaya da direnmeye de devam edecek.

Meşru olan biziz sinmeyeceğiz

Genç BirGün

Üniversiteleri gerici, piyasacı politikalarıyla dizayn etmeye çalışan AKP, kendisine direnen öğrencileri sindirmek için her yolu deniyor. Öğrenci direnişini kırmak isteyen AKP, meşru olmayan bütün araçlarla üniversite bileşenlerini sindirmeye çalışıyor. Boğaziçi direnişine kendi talepleriyle destek olan öğrenciler, üniversitelerin rektörlükleri tarafından açılan soruşturmalarla karşılaştı. Demokratik taleplerini dile getirdiği için haklarında soruşturma açılan ve ceza alan öğrenciler BirGün’e konuştu.

Yalnız değiliz

Boğaziçi direnişine destek veren Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Nilay Ulaş: “Rektör atamalarını tek adam rejiminin giderek kurumsallaşması ve hayatın her alanına yansıması olarak değerlendiriyorum. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başlattığı direniş ülke çapında gençleri kayyum rektörlere karşı yeniden bütünlüklü bir tepki göstermeye ve bu bağlamda demokratik, özerk bir üniversitenin nasıl bir alan olduğunu tartışmaya yöneltti. Yine bu protestolar esnasında yapılan gözaltılar ve üniversitelerin açtığı soruşturmalar da iktidar ve üniversite yönetimleri arasındaki sarsılması istenmeyen bağlarını daha görünür hale getirdi. Bizler de YTÜ öğrencileri olarak sosyal medya üzerinden bir araya gelerek onlarca öğrenciyle tartıştık. Boğaziçi’nde protestolar başladıktan birkaç gün sonra Yıldız Kampüsü’nde bir açıklama gerçekleştirdik. 60’tan fazla öğrencinin katıldığı bu eylem YTÜ için seneler sonra bir ilk denebilir. Ardından yapılan gözaltılar ve tutuklamalarla ilgili Şubat ayında bir basın açıklaması yapmaya daha karar verdik. Ancak bu kez üniversite yönetimi yine Yıldız Kampüsü’nde yanımıza kadar gelip buna izin vermeyeceklerini ancak gerçekleştirmek istediğimiz foruma dair de bir müdahalede bulunmayacaklarını söyledi. Bizler de o esnada bir şarkı söyleme kararı aldık ve Burçak Tarlası’nın bir uyarlamasını yazıp söyledik. Ayrıca bir forum da gerçekleştirdik. Yaklaşık üç hafta sonra çoğunlukla şahsi telefonumuz ancak kimilerimizin aileleri de aranarak Rektörlük tarafından bizlere soruşturma açıldığını öğrendik. Soruşturma belgesini almaya gittiğimizde de “Yükseköğretim kurumunda çalışan kişinin şerefini ve haysiyetini zedeleyecek davranış” kapsamından bu soruşturmanın açıldığını öğrendik. Ardından belgede yazan tarihte yaklaşık 16 arkadaş soruşturma sürecini geçirdik. Sonucu ise henüz belli olmadı. Bireysel bir deneyim olarak ise soruşturma sürecinin bir parçası olan kimse giderek berraklaşmış bir şekilde iktidarın kendisini görüyor üniversitede ve tüm bu deneyimler söylenenin boşa olmadığını bir kez daha kanıtlamış oluyor. Diğer arkadaşlarımızın da bunu böyle görmesi, yalnız olmadığını ve çok daha kalabalık olduğunu bilmesi gerekiyor.

Kayyumlar her yerde

Ankara Üniversite öğrencisi: “Bizim okulumuza da Ağustos 2020’de bir kararname ile rektör ataması yapılmıştı. Biz Ankara Üniversitesi öğrencileri olarak maalesef bu atamaya toplu bir tepki gösterememiştik. Ocak ayında ise Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin bizimle yaşadığı aynı duruma güçlü bir cevap vermesi bizim açımızdan çok önemli oldu. Bizlere hem güç verdi hem de yalnız olmadığımızı ve birlikte mücadele edeceğimiz birçok arkadaşımız olduğunu gösterdi. Bu süreçte birçok hak ihlaline, ayrımcılığa, hedef göstermeye maruz bırakıldık. Özellikle LGBTİ+ arkadaşlarımız doğrudan İçişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı tarafından hedef gösterildi. 9 arkadaşımızın tutuklatıldığı bir süreçten geçtik, hala da üç arkadaşımız tutuklu. 20’den fazla arkadaşımız ise kendi ev hapsine maruz bırakıldı. Biz sürecin başından beri söylediğimiz gibi bize verdiği cezaları kabul etmiyoruz. Bunun somut örneklerini de ev hapsindeki arkadaşlarımız kelepçelerini çıkarıp 8 Mart’a, Gazi Katliamı anmasına, Doğu ve Selo’nun duruşmasına gittiğinde gördük. Düşman hukuku işletilerek verilen bu cezalar bizleri asla yıldırmadı. Bize yapılan her saldırıda alanları doldurarak, haklı mücadelemizi haykırarak en güzel cevabı vermeye devam edeceğiz.

Okulumuza atanmış olan Necdet Ünüvar Menzil tarikatı ile sıkı bağları olan ve AKP milletvekilliği yapmış biri. Ocak ayında Boğaziçili arkadaşlarımızın örgütlediği bu tepkiyi görünce Ankara Üniversitesi öğrencileri olarak okulumuzdaki kayyuma karşı çıkan tekil seslerimizi birleştirmemiz gerektiğini düşündük.

Ankara Üniversitesi öğrencileri olarak hem kayyum Necdet Ünüvar’a tepkimizi göstermek hem de Boğaziçi ile dayanışmak için 12 Ocak’ta okulumuzun Rektörlüğü önünde bir eylem yaptık. Kampüse girerken bizi fişlenmek için okul kartlarımızı kameralara göstermemizi, içeri ancak öyle alacaklarını söylediler.

Sonrasında ise eyleme katılan öğrencilere soruşturma açtırdı ve cinsiyetçi rektör istemiyoruz, kayyum dışarı bilim içeri gibi sloganlarımız soruşturma metinlerinde tamamen uydurma bir şekilde “yasadışı” olarak tanımlandı. Soruşturma sürecinde ise basın metninde Necdet Ünüvar’ın geçmişine dair söylediklerimiz hakaret içeriği olarak önümüze konuldu. İktidarın bu soruşturmaları bir koz olarak kullanıyor. Bu uygulamada da birçok hukuksuzluğa da yer verilerek öğrenciler sindirilmeye çalışılıyor. Örneğin ikametgâhı kendi evinde olmasına rağmen soruşturma tebligatı kasten ailesinin evine gönderilen arkadaşlarımız oldu. Ailelerimizi bile bizlere düşman etmek, bizi erişebildikleri her yerden baskılamak istiyorlar.

Fakat biz gücümüzü mücadelemizin meşruluğundan alıyoruz, uydurma gerekçelerle açılan soruşturmalar bundan hiçbir şey eksiltmiyor. Aksine bu tür saldırılar sonucu birbirimize daha da kenetliyoruz. Bütün olanlara tek bir ağızdan karşı çıkmamız gerektiğini düşünüyorum, tutuklandıklarında arkadaşlarımızın söylediği sözü bizler şiar edindik ve “Bundan Sonrası Hepimizde” dedik. Bundan sonrası öğrencilerde, kadınlarda, işçilerde.”

Direnmeye eğilimliyiz

Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencisi: “Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayan direniş uzun süredir memlekette durağanlaşan ve hatta gerilemiş olan üniversite ve gençlik mücadelesinin aslında ülkede her zaman güçlü kökleri olduğunu ve bu gençliğin her türlü güç karşısında direnme eğiliminde olduğunu bize yeniden gösterdi. İktidarın bütün o bizleri ayrıştırma çabalarını boşa düşürmemiz, bütün renklerimiz ve farklılıklarımız ile sadece kayyum rektörlere karşı değil, kampüslerde, sokaklarda dışarıdan dayatılan türlü gerici uygulamalara karşı bütünlüklü bir değişim talebimizi en yüksek sesimizle haykırıyoruz. Bunun tek koşulunun ise bütün üniversite bileşenlerin dahil olduğu özerk ve demokratik yapının örgütlenmesiyle mümkün olduğunu bir kez daha gördük. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde de eski AKP milletvekili Nükhet Hotar’ın üniversitemize atanmasıyla birlikte üniversite öğrencilerine yönelik yoğun bir baskı dönemi başlamış oldu. Birçok öğrenci topluluğunun kapatılmasıyla başlayan, üniversitenin saraydan yönetildiği bir dönem yaşadık.

Mücadeleyi Yükselttik

Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayan kayyuma karşı duruş, Dokuz Eylül Üniversitesi ve İzmir’deki diğer üniversitelerde Boğaziçi’ndeki arkadaşlarımıza destek eylemleriyle başladı. Kayyum rektörlere karşı mücadeleyi burada da yükseltmeye başladık. Bu direnişin Melih Bulu’dan ibaret değil, tüm kayyumların istifa etmeli. Biz yaygın ve kitlesel bir şekilde mücadelemizi yükseltiyoruz. Okulun kayyum rektörlüğü, polis talimatı ile bizlere, üniversitelerin gerçek sahipleri olan öğrencilere ilk etapta Ege ve Dokuz Eylül üniversiteleri önünde gerçekleştirdiğimiz eylemlere ‘YÖK personeline hakaret edilen dövizlerin bulunduğu eyleme katılmaktan’ soruşturma açtırdı. Rektörlük polisten aldığı talimat doğrultusunda savunmalarımıza bakmadan fotokopi cezalar ve gerekçelerle bütün arkadaşlarımıza birer hafta uzaklaştırma cezası verdi. Bir soruşturmadan hızını alamayan rektörlük iktidar talimatıyla bu sefer de Alsancak’ta gözaltına alınan arkadaşlarımıza soruşturma açtı. Hukuken hiçbir dayanağı olmayan komik uygulamalarla bizleri sindirmek isteyen iktidar, gençlik tarafından yanıltılmaya devam edecek.”

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here